Sadâkat mi Liyakat mi?

Resulullah(sav) asla insanları hain ilan ederek sahte korkular ve kayıtsız şartsız sadakatler üzerine bir sistem inşa etmemiştir.

12 Eylül darbesi gerilerde kalmış artık ona ‘Bir Bilen’ deniyordu. O sıralar yapılan röportajda “Niçin diğer büyük parti ile birleşmediniz. Bu çekişmeniz nedeniyle sonunda darbe oldu. Pişman mısınız?” diye sorulmuştu. Her zamanki kendinden emin tavrı ile şöyle cevaplamıştı: “Biz tez isek onlar anti tez idiler. Tez ile antitez hükümet kurup başarılı olamazsa sistem çökerdi. Darbe istenmeyen bir şey olsa da sistemin devamı için bir gerekliliktir. Asıl olan sisteme sadakattir.” Yani tezlerin devamı için antitezlere gerek duyulur. Bunların karşılıklı mücadelesinde sisteme sadakat rejimin teminatıdır. Sistem, Windows’tur ve her şey onun altında çalışmalı veya sistem Google’dir, istenense, arandığında en ön sırada bulunabilmektir.

Kur’an, Rabliğini ilan eden Firavun’un dilinden insanlığı aşağılayan sistemi şöyle tanımlar:

“Firavun, kavmine şöyle seslendi; ‘Ey Kavmim! Şu Mısır ülkesinin tek hâkimi ben değil miyim? Ayaklarımın altından akıp giden şu ırmaklar, kanallar bana ait değil mi? Muhteşem kudretimi ve saltanatımı görmüyor musunuz? Yoksa ben, şu meramını anlatmaktan aciz olan şu zavallı adamdan) daha üstün değil miyim?’” (Zuhruf 51-52)

Köleleştirilmiş İsrailoğulları’nı kurtarmak isteyen Musa (as), da sistemin küçümsemesiyle karşılaşmıştı. Bu, Musa (as) nezdinde tüm insanları aşağılamaktı. Her şeyin kendisine ait olduğunu söyleyen sistem, hâkimiyetinin boyutlarını anlatmak için tüm yaratılmışların gerçek sahibi(!) olduğu iddiasıyla büyüklenmişti. Sisteme göre insan, ancak sadık olduğunda itirazı değer görürdü. Normal insanın bir saltanattan güç almadan sisteme kafa tutması hayli garipti!

Böylece (Firavun) kavmini küçümsedi. Onlar da ona itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavim idiler. (Zuhruf 54)

Ayet, bozuk bir sistemi ayakta tutanların adam yerine konulmamalarına rağmen sadakatlerinden şüphe edilmeyen köle şahsiyetler olduğunu dile getirir. Sistem, her zaman kendisine ölümüne sadık insanların(!) omuzlarında yükselir. Yani mevcut düzenin devamı için liyakat değil sadakat aranır. Ve ancak sorgulamadan itaat eden kadrolar, sistem adına konuşabilirler.

Sadakat, liyakatten yoksun kaldığında “mış gibi davranmak” yaygınlaşır. Ardından “Bizde adam yetişmiyor.” diye isyan edilir. Hâlbuki amaç göreve layık olmak değil, oraya kendisini getirene sadık olmaktır. İmtihanları kazanıp mülakata çağrılanların liyakati değil sadakati sorgulanır. Yani ‘bizden mi?’ diye araştırılır. Bu mevkilere gelmek için yarışanların tek korkusu, onları oraya getirenin gitmesi, yani bir daha böyle bir makamı rüyalarında bile göremeyecek olmanın endişesidir. Böylece gittikçe artan gözden düşme korkusu nedeniyle sorgulamadan her görevi(!) yerine getirmek hayata tutunmanın; “Sisteme itaat et ki rahat edesin.” ilkesi de huzur ve saygınlık kazanmanın yegâne yoluna dönüşür.

Sistemi ele geçirmek veya bir baskı gurubu oluşturmak üzere organize olmuş tüm örgütlenmeler sadık adamlarını arttırıp onları kadrolara yerleştirmeye çabalarlar. Bundan dolayı cemaatlerde bile liyakat değil sadakat önde tutulur. Windows altında çalışan tüm cemaatlere müntesip olanlara, en yakınlarını bile reddedecek sadakatin dinin(!) gereği olduğu belletilir. Zira ailesinden koparılamayan kişi devşirilemez. Sistemin yanında veya karşısında olanlar, topladıkları sadık adamalarından güç alarak yaptıkları tüm mücadeleler asla adaleti ve paylaşımı sağlayamaz. Üstelik devrimler(!) öncelikle sadık adamlarını yok ederek işe başlar.

Sonunda Rabliğini ilan ederek devreden küresel sistemin ana unsuru, insanı köleleştiren sadakattir. Sisteme sadık olmayanlar hain ilan edilirler. Bütün tv dizileriyle aklımıza kazınan tema, sisteme ihanet edenin en aşağılık bir şekilde cezalandırılması ve cesedinin bir leş gibi ortalıkta bırakılmasıdır. Bu şekilde muhtemel kalkışmalara da gözdağı verilmiş olur.

Hâlbuki Uhud’a giden ordudan ayrılan 300 kişi divanı harbe verilmemiştir. “Mescid-i Dırar” adlı fesat yuvasını yaptıranlar cezalandırılmamıştır. Tebük seferine katılamayan ve yalan beyanlarıyla Peygamber (sav)’i kandıranların cezası ahirete kalmıştır. Saçında sakladığı pusulayla Mekkelilere haber götürürken yakalanan kadın, casusluk suçundan idam edilmemiş. Aişe’ye (rah) iftira edenler hapse atılmamıştır. Resulullah(sav) asla insanları hain ilan ederek sahte korkular ve kayıtsız şartsız sadakatler üzerine bir sistem inşa etmemiştir.

Sünnet olan, kim olursa olsun işi ehline vermektir. İşi ehline vermemek kıyamet alâmetidir. Yani liyakate değer vermemek dünyadaki tüm dengelerin altüst olmasının ana sebebidir. Emevî saltanatıyla başlayan ve sadece sadakati esas alıp insanı köleleştiren sistem, dinin insanı özgürleştiren ilkelerine hiçbir zaman hak ettiği değeri vermemiştir.

Sonuna kadar sadakat yalnızca Allah’adır. Sisteme sadakat köleleştirir. Sistem dini afyona dönüştürmek için her tedbiri alır. Dindar(!) olmak sisteme kayıtsız şartsız itaat etmekle eş tutulur. Nitekim sistemin devamı için gerekli, liyakate değer vermeyen sadık muhafazakârlar, insanın aşağılanmasına sebep olurlar. Bu nedenle insanın temiz fıtratı, başkalarının dolabına beygir olmasın diye sadakatten önce liyakati öngörmelidir.

Şevket Hüner – Düşünce Mektebi

Oy verin

1 puan
Upvote Downvote

Total votes: 11

Upvotes: 6

Upvotes percentage: 54.545455%

Downvotes: 5

Downvotes percentage: 45.454545%

This post was created with our nice and easy submission form. İçeriğinizi oluşturun !

Bir Cevap Yazın