Mütfüoğlu: Kötünün İyisinin Yanında Yer Alma Geleneği Oluştu

Modern seküler dünya Müslümanlarının kendileri gibi düşünmeleri ve yaşamaları, dünya/tarih/siyaseti kendileri gibi algılamaları noktasında iki yüzyıldan beri Müslüman zihinleri entelektüel teröre tabi tutuyor.

Üstad Atasoy Müftüoğlu, “Kendi Kendilerini Parçalayan Putlar” başlıklı yeni bir yazı yazdı. İslami Analiz’de yayınlanan yazı şu şekilde:

Günümüz dünyası genel bir altüst olma durumu yaşıyor. 1989 sonrası düzen, ilerlemeci liberal demokrasilerin zaferini takdis etmek üzere “tarihin sonu” klişesini, hoyrat bir kayıtsızlık ve küstahlık içerisinde insanlığın dikkatine sunmuştu. Bu klişenin bugün hiçbir geçerliliğinin ve geleceğinin olmadığı görülebiliyor. Bütün dünyada ülkeler bir kez daha kimlik politikalarına yöneliyor. Küreselleşme insanların/sermayenin/fikirlerin ve ürünlerin serbest dolaşımı yoluyla, insanların/kültürlerin birbirleriyle yakınlaşmalarının sağlanabileceği iddiasını taşıyordu. Ancak, Amerikan çıkarlarını şiddetle dayatan özel bir küreselleşme, küresel travmalara neden oldu ve insanlar daha çok kendilerine benzeyenler ile ilişki kurmayı, yabancılara karşı mesafeli durmayı seçtiler. Hemen her toplumda toplumsal korkular popülizmlerin yükselişine yol açtı. Özellikle Avrupa’da göçmen-mülteci krizi, etnik-milli-dini dayanışmaları öne çıkararak, insani-ahlaki sorumlulukları yok saydı.

Yoksul ve sorunlu ülkelerin, halkları için yaşanılabilir olmaktan çıkarılmasının, emperyalist projelerin bir tezahürü olduğu her zaman tartışma dışı tutuldu. Dünya çapında yaşanan altüst oluşlar, bir kez daha etnik kimlik tahayyül ve tasavvurunu gündeme getirerek ulus devletleri, ulus-devlet kutsalları ve çıkarları doğrultusunda güçlendiriyor.

Milli tikelcilik, dışlananların stratejisi haline geliyor. Çoğunlukların popülizmi otoriter seçenekleri öncelikli hale getiriyor. Türkiye’de de yaşandığı üzere, hafif milli kültür yönelişinin yerini yoğun milli kültür projesi, milli tarih projesi alıyor.

İslam dünyası toplumlarının içe ve geçmişe kapanmaları, modern meydan okumalar karşısında bu toplumları savunmasız bırakmıştı. Modernliğin bir tür gericiliğe evrildiği günümüzde, İslam dünyası toplumlarının, bu toplumların düşünce, kültür hayatının bir bilinç, ahlak ve vicdan muhasebesi yaparak, yeni bir dil-düşünce-kültür inşa ederek, yeni bir konum ve ufuk belirlemeleri gerekiyor. Karşı karşıya bulunduğumuz yapısal sorunları yok saymakta ısrar ederek hiçbir yere varamayacağımızı anlamamız gerekiyor. Ortak bilinci temsil etmek, ortak sorumluluk almaktan kaçınan kirli bencillikleri İslami dikkate davet etmek gerekiyor.

İslam dünyası toplumları nihai anlamda bir bağımsızlığa sahip olamadıkları için, özellikle, ulus-devletler çağında, muhayyel kimi tehdit söylemleri sebebiyle, İslami idealleri/ilkeleri/ölçütleri erteleyerek, dondurarak, en kötüye karşı kötünün iyisinin yanında yer almak gibi bir gelenek oluşturdular. Bugün bu geleneğin tayin edici etkisi sürdürülüyor. Bu tercihin yeni bağımlılıklara yol açmış olması hiçbir zaman tartışma konusu yapılmadı, bugün de yapılmıyor. Bugün, Müslümanlar bir yanda, batının ötekisi konumuna itilerek kültürel ırkçılığa tabi tutulurken, bir diğer yanda da, maalesef, kendi içimizde ötekiler icat etmek üzere yeni kabilecilikleri çoğaltıyoruz. Yeni kabilecilikleri çoğaltmak çok büyük bir bilinç sapması içerisinde bulunduğumuzu gösterir. Kültürel kapsayıcılığı temel İslami ilke olarak almaları gereken Müslümanlar, Sünni/Şii/Vahhabi/Türk/Kürt /Arap/Fars vb. gibi ötekilikler oluşturarak birbirlerinden daha çok uzaklaşıyor.

Bugün, bütün dünyanın yeni bir model arayışı üzerinde çalıştığı bir dönemde, İslami bünye içerisinde yaşanan utanç verici, yüz kızartıcı kabile karşıtlıkları sebebiyle, İslami bir modeli insanlığın gündemine kazandıramıyor oluşumuz çok hazin bir hikâyedir. Modern zamanlar boyunca sömürgeci dünya-bilgi sistemi, İslam ve Müslümanların, İslami dünya görüşü temelinde, dünya/tarih/hayat/siyaset/hukuk vb. hakkında kendine özgü bir bakış açısına sahip olabileceği düşüncesini reddetti. Modern seküler dünya Müslümanlarının kendileri gibi düşünmeleri ve yaşamaları, dünya/tarih/siyaseti kendileri gibi algılamaları noktasında iki yüzyıldan beri Müslüman zihinleri entelektüel teröre tabi tutuyor. Sözünü ettiğimiz zihinsel-seküler teröre maruz kalan Müslüman aydınlar/entelektüeller/bilim adamları ve ilahiyatçılar, karşı karşıya bulundukları, rencide edici bu entelektüel meydan okumayla yüzleşemedikleri ve seküler çerçeveyi kabul ettikleri için, İslam’ın dünyayı/tarihi/siyaseti/hukuku/ekonomiyi şekillendirme iddiası olmadığını, İslam’ın bilgi/dünya/tarih/siyaset konusunda somut bir model önermediğini, bu doğrultuda bir anlam ve değer sistemi/yöntemi/tarzı geliştirmediğini, İslam’ın bir ahlak/maneviyat/vicdan hareketi olarak varlığını sürdürmesinin uygun olacağını ileri sürdüler. Görüldüğü üzere, Müslüman aydınların, alimlerin ve ilahiyatçıların, İslam ile olan ilişkilerinde çok derin ve çok ciddi bir güvensizlik sorunu var.

Yazının tamamı için tıklayınız

Oy verin

0 puan
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

This post was created with our nice and easy submission form. İçeriğinizi oluşturun !

Bir Cevap Yazın