Davutoğlu’ndan Dış Politika Makalesi

Ahmet Davutoğlu Al Jazeera Arapça, Huffington Post ve Middle East Eye tarafından yayınlanan makalesinde kendi dönemindeki Ortadoğu politikalarını değerlendiren bir makale yazdı. İsrail ile Suriye arasında gerçekleştirmek istedikleri ‘barış’ planının Obama tarafından yeterince desteklenmediğinden bahseden Davutoğlu, makalesinde Ortadoğu’daki önemli sorunun İran’ın politikaları olduğunu ama Obama yönetiminin bu konuda da yeteri kadar cesur davranamadığını belirtiyor. İşte o yazının bazı kısımları:

Obama’dan Trump’a: Çıkarılacak dersler ve karşılaşılacak zorluklar

Barack Obama kadar dünyanın hem batısında ve doğusunda hem kuzeyinde ve güneyinde heyecan ve umut uyandıran çok az Batılı politikacı oldu. Fakat aynı zamanda Obama kadar dünya çapında ümitsizlik ve hayal kırıklığı yaratan da çok az politikacı olmuştur. Bu sebeple, onun ardında bıraktığı miras kesinlikle tartışmalı olacaktır.

(…)

Suriye: Karşılanmamış beklentiler

Bu cihetle, 2008 yılında Obama’nın Amerikan halkı tarafından seçilmesi zamanın ruhuna uygundu ve onun dış politikasının da zamanın ruhuyla bağdaşan değerleri ve talepleri yansıtacağına inanıyordum. Bu beklentiler gerçekleşmedi. Obama’nın dış politikasını başarı ve “umut etme cesareti”nden ziyade başarısızlık, hayal kırıklığı ve ümitsizlik karakterize etti. ABD geleneksel müttefiklerini yabancılaştırırken hasımlarını cesaretlendirdi. Demokrasilerin savunulması ve çoğulculuğun, insanlık onurunun ve namusunun öne çıkarılması -en iyi ihtimalle- isteksizce yapıldı.

Dürüst olmak gerekirse, Obama doğru bir yolda başladı ancak kendi dönemi boyunca bu yolu hiç takip etmedi. Doğru beyanatları bolca açıktan telaffuz etti fakat bunları hiçbir zaman doğru eylemlerle eşleştirmedi. Sevecen bir vizyon tasarladı fakat bunu, netice verecek eylemlerle desteklemedi. Kısaca, retorik ve uygulama arasında apaçık bir boşluk olageldi.

Güzel konuşmak her ne kadar övgüye layık bir kişisel özellik olsa da politik vizyonun, cesaretin ve sorumluluk sahibi politikaların yerine geçmez. Ayrıca, Obama yönetimi ile iyi işleyen kişisel diyaloğumuzu maalesef hiçbir zaman ortak çıkarlara ve endişelere dair meselelerde politik açıdan gelişme kaydetme aşamasına getiremedik.

Daha açık ortaya koymak gerekirse, Türkiye, İsrail ve Suriye arasındaki anlaşmazlığın çözümü için 2007 ve 2008’in sonu arasında gerçekleşen dört dolaylı barış görüşmesine arabuluculuk yaptı. Benim başkanlığımdaki bir heyetle aracılık edilen görüşmeler, 2008’in sonuna kadar meselenin özüne ilişkin müzakereler şekilde pürüzsüzce gitti, hatta birçokları iki ülkenin barış anlaşması için çerçeve bir anlaşma imzalamasını bekliyordu. Fakat İsrail’in Gazze’yi 2008’in sonunda işgal etmesi, süreci rayından çıkardı. Bizler, İsrail’in, Suriye ile bir barış anlaşmasına ulaşılabilir olduğu tam da böylesi bir anda, üstelik İsrail’in Başbakanı Ehud Olmert’in işgalden sadece birkaç gün önce o dönemki Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ile yediği akşam yemeği sonrasında uzun bir sohbet gerçekleştirmişken, savaşa gitme niyetleri konusunda bizleri bilgilendirmeden bir kez daha savaşı seçmesiyle, doğal olarak, ihanete uğramış hissettik. Sürecin raydan çıkışı, Obama’nın başkanlık döneminin başlangıcına denk gelmişti. İsrail ve Suriye arasındaki bir barış anlaşması, bölgesel politik manzara üzerinde ciddi ölçüde dönüştürücü bir etkiye sahip olacaktı. Böylesi bir anlaşma muhtemelen önce Levant ülkeleri arasında ve daha sonra da geniş çaplı olarak bölgedeki ülkeler arasındaki ilişkilerde yeni bir başlangıca öncülük edecekti. Fakat tam da korktuğumuz gibi Obama yönetimi bu inisiyatifi tekrar canlandırmak için enerji ve gayret sarfetmemeyi tercih etti.

Hızla 2011’e gelelim: Obama yönetimi, Suriye konusundaki pozisyonuna dair doğru bir söylemi benimsedi. 2011 yılının Ağustos ayında, Türkiye aynısını yapmadan evvel Esad rejiminin gayrimeşru olduğunu ilân ettiler. Esasında, 9 Ağustos 2011’de Esad’ın bizzat kendisiyle altı saatlik bir konuşma yapmıştım. 14 maddelik bir barışçıl geçiş süreci hususunda mutabakata vardık ve Esad’ın gerekli hazırlıkların yapılmasından sonra bu çerçeve planı deklare etmesi için iki haftalık bir süresi olacaktı. Amerikalı meslektaşlarımızı da bu anlaşma hususunda bilgilendirdik. Fakat ABD yönetimi, Esad rejimini gayrimeşru ilân etmek için acele ediyordu ve bizlerin Esad ile çerçeve anlaşmaya varmamızdan sadece bir hafta sonra bunu yaptılar. Aynı dönemde Esad rejiminin de çerçeve anlaşmanın maddelerini defalarca ihlâl ettiğini söylemeye ise gerek dahi yok. Zaten bunun akabinde rejimle olan tüm kontağımızı kestik.

Aynı şekilde, Obama yönetimi doğru bir biçimde Esad rejiminin zulmünü şiddetle kınadı, rejimin değişmesi için çağrı yaptı ve kimyasal silah kullanımının askeri bir karşılığı tetikleyecek ve Esad rejimine sert tepkilerin yolunu açacak kırmızı bir çizgi olduğunu ifade etti. Kamu önünde ilân edilen tüm bu pozisyonlar ve kırmızı çizgiler, Esad rejimi tarafından hemen hemen hiçbir yaptırıma tabi kalmayacak şekilde ihlal edildi, özellikle de 2013’ün Ağustos ayında kimyasal silahların kullanılmasıyla…

(…)

Öte yandan, İran konusu da sadece nükleer dosyaya indirgeniyordu. Böyle bir okuma ise İran ile komşuları arasındaki gerilimin asıl kaynağını es geçiyordu: İran’ın bölgesel politikası. ABD bu nükleer dosyada bile bizim, Brezilya’nın partnerliğinde 2010 yılının Mayıs ayında İran ile ulaşmış olduğumuz anlaşmadan daha kötü bir anlaşma tesis etmek durumunda kaldı. Meslektaşım Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile beraber İran delegasyonuyla yaptığımız zorlu müzakereler ara vermeksizin tam 17 saat sürmüştü. ABD’yi de anlaşmazlığın üstesinden gelme yönündeki çabalarımız ve niyetimiz konusunda bilgilendirmiştik. Uzun ve külfetli müzakerelerin neticesinde, 16 Mayıs 2010’da uzlaşmaya vardık. Washington’dan da olumlu bir dönüş bekliyorduk ancak Obama yönetimi sırf P5+1 tarafından ulaşılan bir anlaşma olmadığı için bizim anlaşmamızı şiddetle reddetti. O dönemde İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesi görece azdı. Beş yıl sonra P5+1, İran’ın çok daha yüksek bir zenginleştirme kapasitesine ulaştığı bir dönemde anlaşma yapmak durumunda kaldı. Son olarak eklemek gerekir ki Irak meselesinde de Obama yönetimi için “Irak’tan bir şeklide çıkmak”, “Irak meselesini daha makul bir çözüme kavuşturma yaklaşımına” galebe çaldı.

(…)

Makalenin sadece dikkat çekici kısımları alıntılanmıştır tamamına bu linkten ulaşabilirsiniz. 

Oy verin

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

This post was created with our nice and easy submission form. İçeriğinizi oluşturun !

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir