Bir Alimin Devlet Başkanı İle İbretlik Diyaloğu

Ebu Muhammed ed-Darimi Müsned’inde şu rivayeti kaydetmektedir.

Süleyman b. Abdülmelik (Emevi Devleti Halifesi) Mekke’ye giderken yolu Medine’ye uğrar ve orda birkaç gün kalır. Süleyman sorar:

– Medine’de Peygamber’in (sas) ashabından birine yetişmiş kimse var mıdır? Cevap verilir:

– Ebû Hâzim adında birisi vardır, dediler. Arkasından haberci gönderdi. Süleyman’ın yanına gelince ona:

– Ey Ebû Hâzim, bizden ne diye böyle ırak duruyorsun?

Ebû Hâzim der ki:

–  Ey müminlerin emiri, benden ne gibi bir ilgisizlik gördün? Şöyle der:

– Medinelilerin ileri gelenleri yanıma geldiği halde sen gelmedin. Ebû Hâzim:

– Müminlerin emiri, seni olmadık bir şeyi söylemekten Allah’a sığındırırım. Bugünden önce ne sen beni tanımıştın, ne de ben seni görmüştüm.

Bu sefer Süleyman, Muhammed İbn Şihâb ez-Zührî’ye dönüp şöyle der:

-Bu yaşlı adam doğru söyledi ve ben ise yanlış söyledim.

Süleyman devamla der ki: Ey Ebû Hâzim, biz ne neden ölümden hoşlanmıyoruz? Ebû Hâzim:

-Çünkü sizler âhretinizi tahrip etmişsiniz, dünyanızı ise mamur hale getirmişsiniz. O bakımdan ma’mur bir yerden harabe bir yere geçişten hoşlanmıyorsunuz.

Süleyman: -Ebû Hâzim, doğru söyledin, der. Peki, yarın Yüce Allah’ın huzuruna nasıl girilecektir?

Ebû Hâzim der ki:  İyilik yapan bir kimse ayrılıktan sonra aile halkının arasina döner gibi olacaktır. Kötülük yapan kimse ise, efendisine destest edilerek geri getirilen kaçkın köle gibi olacaktır.

 Bu sözler Ebu Hazimi duygulandırdı ve dayanamayip ağladı. Süleyman da ağlıyordu

Süleyman şöyle dedi: -Ah, bir bilseydim, Allah katında ne ile karşılaşacağımızı?

Ebû Hâzim ona der ki: – Amellerini Allah’ın Kitabına göre değerlendir.

Süleyman: -Onu değerlendirmek için nereye bakmalıyım diye sordu.

Ebû Hâzim cevap verdi: –“İyiler hiç şüphesiz ni’metler içindedirler, kötüler ise hiç şüphesiz cehennemdedirler.” (82/İnfitâr, 13-14)

Süleyman der ki: -Ebû Hâzim, Allah’ın rahmeti hiç tesir etmeyecek mi?

Ebû Hâzim der ki: –“Allah’ın rahmeti iyilere yakındır.”

Süleyman sorar: -Ey Ebû Hâzim, Allah’ın kulları arasında en değerliler kimlerdir?

Ebû Hâzim der ki: – İnsaf, merhamet sahibi ve akıllı kimselerdir.

Süleyman ona sorar: – Hangi amel daha faziletlidir?

Ebû Hâzim şu cevabı verir: – Haramlardan uzak kalmakla birlikte farzları eda etmek.

Süleyman sorar: – Hangi dua kabule şayandır?

Ebû Hâzim: –Kendisine iyilik yapılan kimsenin iyilik yapana yaptığı dua.

Süleyman sorar: – Hangi sadaka daha faziletlidir?

Ebû Hâzim: –Yoksul dilenciye ve az bir malı olmakla birlikte gücü yettiğince verenin, bununla birlikte bu sadakayı başa kakmayan ve bundan dolayı rahatsız etmeyenin sadakası.

Süleyman sorar: – Hangi söz daha âdildir;

Ebû Hâzim: – Kendisinden korktuğun yahut bir şeyler umduğun kişi önünde hakkı söylemek, der.

Süleyman sorar: -En akıllı mümin hangisidir?

Ebû Hâzim cevap verir: –Allah’a itaat ile amel eden ve insanlara da o yolu gösteren kimsedir,

Süleyman: -En ahmak mümin hangisidir diye sorunca,

Ebû Hâzim şöyle der: -Kardeşi zalim olduğu halde, kardeşinin hevâsına uygun hareket ederek başkasının dünyalığı uğrunda ahretini feda eden kimsedir.

Süleyman ona: – İsabet buyurdunuz, doğru söylüyorsunuz, der.

Süleyman: – Peki bizim içinde bulunduğumuz bu durum (siyaset, idare, sultanlık, hak, hukuk, adalet, zulüm vs) hakkında ne dersin?

Ebû Hâzim der ki: -Ey müminlerin emiri, izin ver de bunun cevabını vermeyeyim.

Süleyman ona: – Hayır, der. Fakat sen bu sözlerini bana vereceğin bir öğüt olarak söyle.

Ebû Hâzim şöyle der:- Ey müminlerin emiri, senin ataların insanları kılıç zoruyla baskı altına aldılar. Bu ümmetin iradesini bastırdılar, idareyi zorla ele geçirdiler. Müslümanlar ile istişare etmeksizin ve onların rızası dışında yönetime geçtirler. Onlardan çok büyük sayıda kimseler öldürdüler. Buna rağmen bu yönetimi bırakıp öbür dünyaya gittiler. Keşke onların neler söyledikleri ve onlara neler söylendiğini öğrenebilseydin.

Süleyman ile beraber olanlardan biri: -Ne kötü söz söyledin ey Ebû Hâzim? deyince;

Ebû Hâzim celallenir ve şöyle der: – Sen dürüst davranmıyorsun. Çünkü Allah, ilim adamlarından insanlara hakkı mutlaka açıklayacaklarına ve onu hiçbir şekilde gizlemeyeceklerine dair söz almıştır.

Süleyman sonrar: -Peki bizim bozulan bu idare ve hukuku ıslah etmemiz nasıl mümkün olacaktır?

Ebû Hâzim şöyle der: – Hayırsızlığı bırakır, mürüvvete yapışır ve eşitlikle paylaştırırsınız.

Süleyman ona: – Böyle bir şeyi nasıl yapabiliriz, diye sorunca,

Ebû Hâzim şu cevabı verir: – Malı helal yoldan alırsınız ve ehil olan kimselere verirsiniz.

Süleyman ona: -Ey Ebû Hâzim, gel bizimle arkadaşlık ol, bize yakın dur ve hep yanımızda ol, ne olursun? O zaman sen bizden istifade eder, biz de senden istifade ederiz.

Ebû Hâzim şu cevabı verir: – Bundan Allah’a sığınırım.

Süleyman:- Neden peki, diye sorunca,

Ebû Hâzim der ki: –Az dahi olsa size meyletmekten korkarım. O vakit Yüce Allah bana hayatın da ölümün de azabını kat kat tattırır.

Süleyman ona: – Ne ihtiyacın varsa arz et, deyince

Ebû Hâzim şu cevabı verir: –Beni ateş azabından kurtar ve cennete koy.

Süleyman: – Bu iş benim yapabileceğim bir iş değildir, deyince;

Ebû Hâzim şöyle der: –Benim ihtiyacım budur. Bundan başka da ihtiyacım yok, senden başka ne ihtiyacım olabilir ki…

Süleyman: – Bana dua et, deyince

Ebû Hâzim şöyle der: – Allah’ım, eğer Süleyman senin dostun ise sen ona dünya ve ahretin hayrını kolaylaştır. Eğer Senin düşmanın ise onu perçeminden tut, sevdiğin ve razı olduğun şeylere ilet.

Süleyman ona:- Bu kadar mı? diye sorar

Ebû Hâzim şu şöyle der: – Eğer sen bu işe ehil isen ben gerçekten çok veciz fakat senin için çok şeyler istedim. Eğer bu duaya layık bir kimse değil isen, ben kirişi olmayan bir yay ile ok atmamalıyım.

Süleyman ona: – Bana tavsiyede bulun, deyince

Ebû Hâzim: – Sana özlü tavsiyede bulunacağım der: Rabbini her zaman en büyük say ve en büyük gör. Allah seni sana yasakladığı bir yerde görmesin ve her zaman bulunmanı emrettiği yerde bulsun.

Ebû Hâzim, Süleyman’ın yanından çıkıp gidince, ona yüz dinar gönderir ve:

– Sen bu altınları gönlünce harca, bunun bin katını daha sana vermeye hazırım, der.

Ebû Hâzim bu yüz dinarı ona geri gönderir ve Süleyman’a şunları yazar: Ey Müminlerin emiri, senin bana sorduğun sorduğun soruların bir şaka olmasından, benim de sana cevap vermemin senden bağış beklemek umuduyla olmasından Allah’a sığınırım. Böyle bir şey ne sana ne de bana yakışır. Bunu kendimize nasıl yakıştırabiliriz?

Oy verin

2 puan
Upvote Downvote

Total votes: 2

Upvotes: 2

Upvotes percentage: 100.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

This post was created with our nice and easy submission form. İçeriğinizi oluşturun !

Bir Cevap Yazın